Back-Up’ın eğlenceden seyahate, modadan ilişkilere kadar uzanan geniş dünyasını paylaştığımız blogumuzda; farklı konu ve içerikleriyle her birini zevkle takip ettiğimiz blogların yazarlarını konuk olarak ağırlıyoruz… Bu hafta konuk blog’umuz; bitmek bilmeyen merak duygusuyla kendini moda ve trendler konusunda ifade eden Ses-Seda

Bir blogger olarak sizi yakından tanımak isteriz öncelikle… Blog yazmaya ne zaman başladınız, blogunuzun içeriğine nasıl karar verdiniz ve blog yazarlığını bir hobi olarak mı meslek olarak mı görüyorsunuz? Blog yazarlığı dışında ne işle meşgulsünüz?

Adım Seda. 1983′lüyüm, İzmirliyim. Bilgi Üniversitesi’nde Sosyoloji eğitimimin ardından, Quintessentially’de 2 seneye yakın Kaliteli Yaşam Tarzı Danışmanlığı yaptım. Zor ancak zevkli bir iş, neyse ki sosyoloji okumuş olmak büyük fark yarattı. Sonraları İzmir’e taşınma, sektör değişikliği ve evlenme derken 2009 yılında blogum Ses – Seda’yı açtım. İzlediğim yerli ve yabancı bloglar bana fazlasıyla ilham verdi. Hayatım boyunca görsel zekam ve fotografik hafızam espri konusu olmuştur 🙂 Ben de bunu değerlendirmeye, izleyicilerimle paylaşmaya, blogumda trend yazarlığı yapmaya karar verdim. Kendi moda dergimin editörüyüm şu anda yani… Modaya ve tüketim eğilimlerine olan ilgimi bu şekilde değerlendirebileceğimi 5 sene önce söyleseler inanmazdım, şimdi blogumu görmeden 1 gün bile yaşayamam! Bu iş bir meslek olarak görülmeli, belli standartları ve kuralları olmalı şeklinde tutucu düşüncelerim var. Hatta modasözlüğü gibi bir girişimde bulundum, bakalım sonuç ne olacak.

Günlük blog rutininizden bahsedebilir misiniz bize? Blogunuzun içeriğine göre değişecek olan bu rutin nasıl oluşuyor? Her gün ya da haftanın belirli günleri düzenli olarak post atmak ya da sadece post atmaya değer yazılar için mi harekete geçiyorsunuz?

Belli bir rutinim yok; aslında olmasını çok istiyorum. ‘Haftada en az 3 post olsa, İngilizce kısa da olsa içerikler girsem’ gibi ileriye dönük planlarım var. Ancak bütün gün evde oturan blogger’ların aksine, benim bunun dışında da bir yaşantım var. Bu nedenle sistematik şekilde yazamıyorum ne yazık ki. Bir de, sadece yazmış olmak için yazmıyorum, çok özlesem de kendimi post yazacağım zamana saklıyorum. Masaüstümde işlenecek binbir tane trend dosyası ve görsel var, görmeniz lazım…

Blog yazmak sizin için ne ifade ediyor:

A- Özgürlük
B- Keyif
C- Rutin bir iş
D- Hepsi

Hepsi ve daha fazlası. Kendimi gerçekleştirmeye, sosyo-ekonomik olarak ailemden ayrı bir kimlik şeklinde varolmaya başladığımdan beri, moda ile ilgili bir şeyler hep kafamda vardı. Ancak bu kadar güzel bir his olacağını asla tahmin etmiyordum. Gerçekten vakit ve emek veriyor, heyecan duyuyor, okundukça da keyif alıyorum. Rutinim, hayatımın bir parçası oldu kesinlikle.

Siz blog takip ederken hangi özelliklerine dikkat ediyorsunuz ve sizin için yerli – yabancı en iyi bloglar hangileri?

Bu işi en iyi yapan olduğu için Styleboom ve modaya farklı bakabildiği için İstanbul Fashion Addict; samimiyeti ve dopdolu içeriğiyle Fashion by Siu; rafine ve minimalist kombinleri ile Off Ne Giysem; her şeyiyle son derece cool bulduğum Nil Ertürk, özgün içeriğiyle KorayCaner ilk aklıma gelenler. Moda ve Sosyete ve Sartorialistanbul’u da çok keyifli buluyorum. LuxuryShoppers zaten favorim! Etrangeres Insights’taki kombinleri, DB Junk’taki tasarım ve yorumları, Stil Direktörü’nün sanata dair tavrı çok hoşuma gidiyor. Life With HelloKitty ve 10 Dakika Gecikiyorum Makyajım Bitmedi’den güzellik tüyoları alıyorum. Makyajlı Kız’ı asla kaçırmıyorum. Emel Kurhan’ın kişisel blogu ve yemek blogu çok keyifli ayrıca. Ah, o kadar çok ki aslında… Trendometre’den sevgili Yaprak, blog işini kurumsallaştırmış, bayılıyorum. Daha bitmedi! Moda bilgisine hayran olduğum Moda Cadısı, Fashistanbuller ve Fashiontr için de ayrıca bir alkış. Kısaca, kafayı yemiş şekilde blog takip ediyorum.

Okuyucularınız, Ses-Seda’yı takip ediyor ve okuyorlar çünkü…

Blogum nispeten butik bir blog, izleyici sayımdan ve konularımdan da anlaşılacağı üzere. Her önüme gelen haberi, zaten herkese yollanan basın bültenini bloguma koymaktan hoşlanmıyorum. Daha özel, daha farklı ve zor bulunan konular, haberler hatta kimi zaman micro-trendleri konu ediyorum. Modanın, stilin; tıpkı Coco Chanel’in de dediği gibi sadece bir kıyafetten ibaret olmadığını düşünüyorum. Kendimden bir şey katmadan bir konuyu veya ürünü ele almıyorum çünkü o şekilde zaten her yerde var. Kendimden bir yorum katarak post hazırlıyorum.

Markaların sosyal medyaya yaklaşımları özellikle blog içeriği üretmeleri hakkında ne düşünüyorsunuz. Bu iş layığıyla yapılıyor mu sizin fikrinize göre?

Kesinlikle hayır. Firmaların reklamdan; insanların blogger’lıktan ne anladığına bağlı olarak değişiyor bence. Dediğim gibi, varolan bir konuyu noktasına virgülüne dokunmadan basın bülteni şeklinde sunmak bir reklam veya PR mıdır? Ya da çok okuyucu sayısı olmasına rağmen kaliteli içeriği olmayan bir blogger, reklam vermeye değer bir blogger mıdır?

Ve son olarak backupdunyasi.com hakkındaki görüşlerinizi merak ediyoruz. İçerik, Back – Up hizmetleri hakkında verdiği bilgiler gibi konularda sizce tatmin edici görünüyor mu?

Back – Up, son zamanlarda yaptığı yeniliklerle adından çokça söz ettiriyor. Quintessentially’de bilfiil görev aldığım için objektif bir şekilde değerlendirebiliyorum. Yurtdışından son derece faydalı uygulamaları benchmark ediniyor. Ayrıca sosyal medya ile bağını da son derece önemsiyor. Özellikle blogu, içerik ve tasarım açısından çok keyifli. Bundan böyle takibimde olacağı kesin!