Yemek, yaşamak için fizyolojik bir ihtiyacımız olsa da, sosyal uyum ve paylaşım aracı olarak da psikolojik ve duygusal ihtiyaçlarımızı karşılıyor.

Kültürümüzde de yemeğin önemi çok ayrı. Türk mutfağı ve misafirperverliği en büyük övünç kaynaklarımız arasında. Çocukluktan beri şahit olduğumuz ısrarla yemek yedirme, tabakta kalanın ardından ağlaması, yenilmeyen pirinç tanesi kadar doğacak çocuğunun olması gibi mitlerin yanı sıra, misafirlere kurulan binbir çeşit sofralar ve yenilmediği takdirde, yapanın gururunun kırılması gibi etkilerini gözlemleyerek büyüyoruz. Tüm bunları deneyimlediğimiz bu dünyanın öbür yüzünde ise, sosyal topluluk içinde kendimizi kabul ettirmek için öncelikle fiziksel görüntümüzü kontrol etmeye ve değiştirmeye çalışıyoruz. Özellikle medyanın etkisiyle nasıl olmamız gerektiği, nerede olmamız gerektiği ve en ideali konusunda farkında olmadan yönlendiriliyoruz. Toplumsal mesajları güzellik/mükemmellik arayışı içinde ele alıp kendimizi şekillendirme çabasına girebiliyoruz. Ancak yetiştirilme şeklimize, kültürümüzün öğretilerine bir de mizacımızın yatkınlığı eklendiğinde, gerçek üstü beklentiler ve beden takıntısıyla yeme bozukluklarını gösterebiliyoruz.

Tarihin ilk dönemlerinden beri süregelen, ancak 1970’lerden itibaren tıbbi önem kazanan, günümüzde görülme yaşı 12’lere kadar inmiş olan ve yemek yeme davranışındaki bozukluklarla tanımlanan psikolojik rahatsızlıklara yeme bozukluğu adı veriliyor. 12-45 yaş arasında aşırı zayıflama, yeme-kusma, aşırı yeme ve diğer yeme bozuklukları artıyor. 12-19 yaş arasında anoreksiya nervoza, erken yetişkinlik döneminde (20’li yaşlar) bulimia nervoza, 20-45 yaşları arasında ise aşırı yeme daha fazla görülüyor. En çok ölüme sebep olan psikolojik bozukluk olarak kabul edilen yeme bozukluklarında, bu problemi yaşayanların %5’i 10 sene içinde hayatını kaybedebiliyor.

yemebozuklugu

Bu bozukluğun en belirgin özelliği yemek ve kilo takıntısı. Kişi, ya kilo almaktan ya da ideal kiloya ulaşamamaktan korkuyor. Genel olarak da iki davranışla gözlemleniyor: aç kalmayı göze alarak, yemek yemekten kaçınmaya kadar varan korku ve aşırı yedikten sonra kilo alma korkusuyla yediklerini dışarı çıkarma davranışları. Yeme bozukluğu gösteren bireyler çok zayıf, çok kilolu ve hatta normal kiloda olabiliyor. Aşırı derecede yemek yiyerek veya sıkı diyet yaparak kilolarını kontrol etme arzuları oluyor. Yemek ve kilo düşüncesi tüm hayatlarını yönlendiriyor.

Birkaç yeme bozukluğu sıralansa da kişi yalnızca birini yaşamayabiliyor; iç içe geçmiş bozukluklar veya hayatının farklı dönemlerinde farklı bozukluklar yaşadığı zaman dilimleri olabiliyor. Anoreksiya, şişmanlamaya dair korkuyu betimleyen ve kilo almaya karşı aşırı direncin görüldüğü bozukluk olarak tanımlanıyor. Kişinin beden algısı bozuluyor, aç kalmayla ve hiçbir şey yememeyle sürüyor ve bunun sonucunda bireyin ağırlığı sağlıklı normların %85 altına düşüyor. Ciddi medikal problemlerin de görüldüğü bu bozuklukta, kadınların adet döngüsü ve hormon düzeni zarar görüyor. Bulimiada kişinin beden algısı yine bozularak şişmanlamaya karşı aşırı korku geliştiriyor. Kendisini olduğundan kilolu görse de çoğu zaman gizlenerek ve kendisini tutamayarak aşırı yemek yeme ataklarına giriyor. Ardından da bunu telafi etme amaçlı, kişinin birkaç gün yememe, yediklerini çıkarmak için ilaç kullanımı veya kendini kusturma yöntemleri izliyor. Özellikle erkeklerde aşırı egzersiz ve diyet gözleniyor. 3 saat koşu bandından inmeme, protein almak için kilolarca kırmızı et yeme gibi… Tıkanırcasına yeme ise, kişinin zaman zaman hatırlayamadığı ve normal birinin yiyemeyeceği kadar çeşitli ve fazla yemeği çok kısa süre içerisinde tüketme ataklarının bulunduğu bozukluk olarak kabul ediliyor. Kişinin, psikolojik ve duygusal problemler sebebiyle dürtüsel olarak aşırı yemek yeme çabasına girdiği kabul ediliyor.

Genel olarak bakılınca, bireyler anoreksiyada az miktarda besin ile, bulimiada ise kontrolsüzce, normalin üstünde besin ile hayatlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Hayat değişimleri, kayıp ve yas süreçleri, ailedeki kronik rahatsızlıklar, genetik yatkınlıklar, özdeğer problemleri, ilişki problemleri, problem çözme tekniklerindeki sıkıntılar, stres yönetimi sorunları, bireyin kontrolcü yapısı ile mükemmelliyetçilik düşünceleri, duyguları ifade edememe, ebeveyn tutumları, baskıcı ve kontrolcü ebeveynler, eleştirel çevrede büyüme, çocukluk dönemi travmaları ile medya yeme bozukluklarının temelindeki sebepleri oluşturuyor.

Belirtileri ise kısaca, kısa zamanda hızlı kilo alma ya da verme, topluluk içinde yemek yememe (evde yeme veya evden getirme), sosyal ortamlara girmekten çekinme, yemekli ortamlarda kaygı, sosyal ilişkilerde bozulmaların başlaması, sık sık tartılma veya asla tartılmama, gün içinde kalori hesabı yapma, en büyük hedefin kilo vermek olması, dürtüsellik ve aşırı tepki, sık diyet yapma ya da aşırı yemek yeme, lavaboda uzun süre geçirme, duygu durumunda dalgalanmalardır.

Yeme bozukluğu tanısı, bireyin detaylı öyküsü ve yukarıda sıralanan belirtilerin incelendiği ayrıntılı muayene ile konur. Özellikle anoreksiya için ise, fiziksel muayene de şarttır. Kilo kaybının veya yemek yeme dürtüsünün sebepleri iyice araştırılmalıdır. Ancak bunların yanı sıra psikolojik sebepler, davranışların altta yatan nedenleri, en iyi/en mükemmel olma arzusunun temelleri, duygusal ve bilişsel boyutta ele alınacak psikoterapi süreci uzmanlar tarafından planlanmalı ve hedefler belirlenmelidir. Psikodinamik, bilişsel davranışçı ve kişilerarası ilişki terapilerin yanı sıra, farmakoterapi ile birey desteklenmelidir. Özellikle %30 oranında veya daha fazla kilo kaybı olan, ayaktan tedavinin başarısız olduğu veya intihar riski olan yeme bozukluğu hastalarının, hastanelerin yataklı servislerinde doktor, diyetisyen, psikolog ve psikiyatrist ile beraber takip edilmesi gerekmektedir.

Eğer kendinizde veya yakınlarınızda yeme bozukluğu olduğunu düşünüyorsanız veya buna dair şüpheleriniz varsa en kısa sürede en yakın psikiyatri polikliniğine başvurmanızı öneriyoruz.

Back-Up Psikoloji Rehberi Ece Konuralp